Hayatın Acı Tadı: Anne Kız Kavgaları

Çünkü çocuklarımızla olan iletişimimizde, çocuklarımızın yapmasını istediğimiz şeyleri kendimiz örnek olarak yaptığımızda çok daha başarılı oluruz. Üstelik yaparak göstermek sözlü söylemekten daha etkilidir.

Hayatın Acı Tadı: Anne Kız Kavgaları

                              

 

 Bülent Gardiyanoğlu Hocamız 4 Sınav kitabında "İlişkiler en zor sınavdır." der. Paranız yoksa borç alır ya da atalarınıza kulak verir "Ayağınızı yorganınıza göre uzatırsınız." bu sorunu cözersiniz. Oysa ilişkiler sınavındaki iletişimsizlikler, sağlığımız dahil pek çok konuda bizi dibe çeker.

 Biz bu yazımızda özellikle anne-kız ilişkilerinden bahsediyor olacağız. Daha dün topuklu ayakkabılarınızı giyip, ayna karşısında salınan, size benzemeye çalışan tatlış kızınız bir anda büyür ve kendi ayakları üstünde durup, özgürlüğünü ilan etmek ister. Aynı şekilde kokusunu duymadan uyuyamadığınız, her anneler gününde kıta kıta şiirler yazdığınız o kutsal kadın bir anda en büyük rakibiniz oluverir. 

 Aslında anne-kız olmak; iki iyi arkadaş olmak, kız kıza alışverişe çıkmak, evin erkeklerinden gizli sırları saklamaktır. Ve anne-kız ilişkisinin ana fikri "Anne olunca anlayacaksın. " ana sözüdür.

 Dil bilimci Tannen'in "Bunu mu giydin?... Anne-Kız Muhabbetlerini Anlamak" kitabına göre, anne-kız ilişkilerinde "fazla yakınlık" sorunlara sebep oluyor. Birbirimizle çok yakın olduğumuzdan dolayı diğerinin sinirini bozma ihtimalimiz daha da artıyor.

 İlk kız çocuğunu "yardımcı" ilan eden annelere de rastlamak mümkün. Yardımcı ilan edilen kız çocuktan beklentilerin artması, ona sürekli yeni sorumlulukların yüklenmesi dönem dönem krizler yaşanmasına sebep olduğu gibi annelerin kızlarına sürekli müdahale ederek karar verme haklarını ellerinden almaları da kavgaları tetikliyor. Oysa ki kavga asla bir iletişim dili değildir. İletişimin tek dili konuşmaktır...Olumlu dil kalıpları ile "ben dilini" kullanarak konuşmak...Zor bir sınav öncesinde "Bu sınav zaten çok zor, çalışmıyorsun, başaramayacaksın!" demek yerine; "Zor olduğunun farkındayım, elinden geleni yaptığını görüyorum, sana inanıyorum." demek, O'nun da kendine güven duymasını sağlayacaktır. "Çok sorumsuzsun, sana hiç güvenemeyecek miyim ben!" demek yerine; "Bu konuda yeteri kadar sorumlu davranamaman beni çok üzüyor, daha duyarlı ve dikkatli olmani bekliyorum." tarzı bir dil kalıbı, O'nu empatik düşünmeye sevk edecektir.

 Bazen de annesine kızgın olan bir kız, annesinin en hoşlanmadığı davranışları yaparak kızgınlığını ifade etmek isteyebilir. Çünkü annesinden onay ve kabul görmek isteyen bir kız, bu beklentisine karşılık bulamazsa kızgınlığını bu şekilde ifade etme yolunu seçebilir. Çünkü hangi yaşta olursa olsun, anne onayı kızlar için olmazsa olmazdır.

 Ayrıca çocuklarımıza karşı sürekli emirler yağdıran, eksiklikleri görüp ifade eden bir dil kalıbı kullanmak da işleri daha karmaşık hale getirebiliyor. Onun yerine kız ya da erkek çocuklarımızla uyum ilişkisi ve temsil keyfiyetine dayalı diyalog işimizi kolaylastıracaktır. Sürekli "Odanı topla kızım, kütüphanen dağınık kızım, çalışma masanda bir ben yokum, düzenli olmayı ne zaman öğreneceksin kızım?" tarzı bir yaklaşım hem çok itici hem çok onur kırıcı olabiliyor. Onun yerine "Kızım odanın düzeni kontrolden çıkmış görünüyor, gel beraber düzene sokalım." deyip birlikte işe başlamak çok daha olumlu sonuçlar doğuracaktır. Çünkü çocuklarımızla olan iletişimimizde , çocuklarımızın yapmasını istediğimiz şeyleri kendimiz örnek olarak yaptığımızda çok daha başarılı oluruz. Üstelik yaparak göstermek sözlü söylemekten daha etkilidir.

 Anne-Kız kavgaları insanlığın tarihi kadar eskidir ve çoğu kişiye göre çözümü de yoktur. Bununla birlikte "ilişkilere koçluk" çalışmaları sırasında deneyimlediğimiz "O'nun bedenine girerek, O' nun elbiselerini giyip, O'nun gözünden" olayları gördüğümüzde, birbirimizi çok daha iyi anlarız.