Yüzyıl Sonraki Torunuma Mektup- 10

Farklıkların bizleri ayrıştırmadığı aksine birbirimizden öğreneceğimiz pek çok şeyin olduğunu kavramamızı sağlayıp, bizleri zenginleştirdiği, güçlendirdiği ve bir bütün haline getirdiği bir dünyada yaşadıklarını hayal etmeyi dilerim. Umarım da öyledir...

Yüzyıl Sonraki Torunuma Mektup- 10

Merhaba ben Nursal

Günlerden yılın son demlerini yaşadığımız ve artık her anlamda bitmesini istediğimiz bir Perşembe günü. 30.12.2021 Bu yıl her anlamda bitsin istiyorum çünkü iki  yıldır tüm dünya “Corona Virus” diye tabir ettiğimiz zorlu bir pandemi döneminden geçiyor. Buralarda durumlar biraz can sıkıcı, hem sağlık yönünden hem de değişen dengeler yüzünden insanlar artık yavaş yavaş tükeniyor. Çokça kayıplarımız oldu. Uzaktan yakından dünyanın her bir köşesinde pek çok kişi hayatını kaybetti. Tarih boyunca insanoğlu bu tarz pandemilerle sınandı ancak bu durum günümüzde şu anki teknolojiye ve gelişen modern tıbba rağmen insanlığın zor sınavlarından biri. Ben tabi ki günümüze göre yazıyorum bu mektubu size. Muhtemelen bu zamanda oralarda artık her nerede yaşıyorsanız bu durumu çoktan aşmışsınızdır diye tahmin ediyorum.

Ben bir biyoloğum ve 5 yıl alanımda eğitim aldım. Pek çok bakteri ve virüs türünü inceledim elektron mikroskoplarında. Bana göre eğitim aldığım o yıllarda ne muhteşem küçük canlılardı onlar öyle. Gerçi hala öyle Yaradanın sonsuz kudretini o zamanlarda bir kez daha anlamıştım. Ama demem o ki o küçük, mikroskobik, muhteşem canlılar karşısında insanoğlunun şu anki teknolojisi ve modern tıbbıyla Coronavirus aşısı üretmekten başka bir çaresi yok. Henüz tam anlamıyla bu virüsle yenişemedik. Çünkü sürekli mutasyon geçiriyor ve konuk olduğu insan vücudunda kendisini güncelleyip yeni varyantları ile işte ben burdayım, yine geldim, kaçamadınız ki diyor bize.  Şaka bir yana bakalım ileride tarih kitaplarında insanlığın bu zorlu sınavı ne diye anılacak açıkçası çok merak ediyorum.

Hadi bir itiraf daha gelsin o zaman madem yılın son demlerini yaşıyoruz, madem ben de fırsattan istifade içimi döküyorum burada ve bir de kahvemi yudumlarken, hızımı da almışken hadi bakalım. Açıkçası şu anda bu mektubu yazmak biraz ürkütücü geliyor. Tahmin edersiniz ki elimde bir veri, bilgi, doküman ya da adına ne derseniz hiçbir çalışma yok. Ben sadece farazi konuşuyorum ve hayal gücümü kullanarak tahminlerde bulunuyorum.

Acaba gelecek nasıl bir zaman dilimi olacak?

Acaba o dünyada insanlar mutlu mu, huzurlu mu, iyi mi, sağlıklı mı, neyle besleniyorlar?

Taze meyve ve sebzeler hala var mı?

Kahve var mı? ( Ben bir kahve tutkunuyum ve bunu söylemeden geçmek istemiyorum. Çünkü gelecekte belki kahvenin daha güzel bir versiyonu vardır ama benim yaşadığım dünyada ben aşığım bu tada )

İnsanlar nasıl yaşıyor?

Apartmanlar evler hala var mı?

Yoksa şu bilim kurgu filmlerindeki gibi gökyüzüne uzanan ucu sivri uzay dairelerinde mi yaşıyorlar?

Ha bir de uçan arabalar da var mı?

Malum buralarda benzinli araçlar mevcut ve benzin şu aralar çok pahalı. Tabi gelişen teknolojiyle hibrit elektrikli araçlar da üretildi ve hali hazırda güneş enerjisiyle çalışan araçların üzerinde de çalışmalar sürdürülüyor.

Kısaca toparlayacak ve itirafıma dönecek olursam tüm bunlar beni birazcık ürkütüyor ve beynimde inanılmaz şimşeklerin çakmasına yol açıyor tabiri caizse.

Aklımda bu ve benzeri pek çok soru var ama asıl merak ettiğim insanlık ne durumda?

Evren nasıl, kendisini topladı mı yoksa el birliğiyle onu daha da mı yorduk, daha da mı yaşlandırdık. Umarım öyle değildir. Kötü düşünceler çık aklımdan, çık uzaklaş hadi…

Bence şu an bunu okuyan her kimse (belki torunumun torunu) umarım çok daha iyi şartlarda yaşıyordur. Umarım insanlık gezegenimizi çok daha iyi bir yere dönüştürmüştür ve geçmişte yani şu anki günümüzde yaşadıklarımızı ve dünyamıza ve birbirimize verdiğimiz zarardan dönmüşlerdir. Çünkü dediğim gibi buralarda durumumuz pek de iç açıcı değil. Ama tabi ki her şeye rağmen insanca ve güzelce yaşamanın bir yolunu bulmaya çalışıyoruz. En azından ben öyle yapıyorum. Her şerde bir hayır vardır mottosuyla bu zarardan nasıl bir ders çıkarırım, bunu yaşamıma ne tür güzelliklerle döndürebilirim onun uğraşını veriyorum. Sevimli ,tatlı 3 kişilik çekirdek bir ailem var. Dünya iyisi bir eşim ve dünyalar tatlısı bir kızım var şuan 2.5 yaşında ismi “Deniz” (benim minik meleğim onu çok seviyorum, o benim tüm dünyam buradan da söylemek istedim. Şunun şurasında yüz yıl sonraya mektup yazıyoruz değil mi? En azından bunu okuyan kişi belki de atalarını araştırırken yüzünde bir tebessüm olur kim bilir.  )

Tebessüm güzel şey bence insanın içini ısıtan, güzel hissettiren, bana göre sihirli olduğuna inandığım kelimelerden birisi. Ben kelimelerin gücüne ve sihrine inanırım. Bana göre her kelimenin bir enerjisi var ve onları doğru kullandığımızda ve evrene bıraktığımızda sanki bir sihir gibi dileğimizi gerçekleştirdiğine inanan biriyim. Küçük bir kız çocuğuyken diş perisine de inanırdım desem artık şaşırmazsınız herhalde değil mi? Ben bu evrende insanoğlunun elinde tuttuğu, daha dünyaya gönderilmeden önce kuşandığı bir güç olduğuna inanıyorum. Buna ister sihir diyelim, ister enerji, aura, sinerji. İsmi her ne olursa olsun Yaradan tarafından bize bahşedilmiş bir armağan olarak görüyorum. Ancak pek çok kişi ben de dahil bunun farkına varamadık.

Benim uyanışım Bülent Gardiyanoğlu’nun da bir kitabında dediği gibi 30 sene sürdü. (Lütfen bu isme dikkat belki yüz yıl sonra da insanlığın değişimine dönüşümüne ışık tutmuş isimlerden biri olacaktır kim bilir.) 30 koca sene sonra kendimle çokça kez çelişkiye düştüm, pek çok tuzağa düştüm, pek çok yanılgıya girdim.

Pek çok kez düştüm, dizlerim acıdı, avuçlarım kanadı, ağladım, günlerce aylarca isyan ettim. Baktım olmuyor küfrettim, hayatıma, yaşadıklarıma, aileme, tüm sevdiklerime. Ama sonra bir de baktım ki zavallı ve aciz bir haldeyim ve etrafımda yavaş yavaş kimse kalmıyor. En sevdiğim ailem bile benden bir şekilde yılmış, perişan olmuş bir halde. Dedim ne oluyor Nursal, kendine gel, bu sen olamazsın. Bir şekilde kendine gelmelisin içindeki Yaradan’ın en saf haliyle donattığı özüne geri dönmelisin. Ne yap ne et bu bataklıktan çıkar kendini. Çünkü bunun sonu yok. Eğer sen harekete geçmezsen, sen istemezsen, eşin annen, baban, kardeşin kim olursa olsun seni kurtaramaz.

Kendini kurtaracak olan yine kendinsin. Ve nihayet şükürler olsun ki içimdeki o özü buldum ve kelimelerin, düşüncelerin bana göre sihirli gücüyle tanıştım. Aksi takdirde size bu mektubu yazamazdım ve hala o çukurda sağa sola ona buna gelmişe geçmişe söyleniyor olurdum. Üstelik saçma bir çaresizlikle “neden ben?” diye dolanırdım ortalıklarda.

Neyse yine lafı uzattım farkındayım belki bunları okuduğunuzda ne çok şey yazmış diyebilirsiniz ama bu mektubu yazma sebebim biraz da kendimi bulma yolculuğumdan ötürü. Henüz yeni başladığım bu yolda dilerim ve umarım ki kendimi, dünyaya gelme amacımı bulabilmiş olurum.

Ailem ve tüm sevdiklerimle güzel ve içi dolu bir ömür geçirmiş olurum. Nihai amacımız da bu değil mi zaten? İçi dolu hayatlar yaşayıp, birbirimize faydalı olmak. Ama günümüzde pek çok şeyde olduğu gibi bu da çarpıtılmış, içi oyulmuş ve yerine sahtelikler, kıskançlıklar, kötülüklerle doldurulmuş çürümüş sahte umutlar ve hayaller konulmuş. İşte ben tam da böyle bir yüzyılda yaşıyorum ve her şeye rağmen sevdiklerime, inançlarıma, umutlarıma, halellerime tutunup yaşamaya çalışıyorum.

” It’s a mad mad world that we are living in” diye bir şarkı var şu an aklıma geldi ve hemen paylaşmak istedim. Bu aralar dilimden düşmüyor, severek dinliyorum. Sözlerini paylaşmak isterim ve müzik videosu da çok güzel, neden biraz bahsetmeyeyim ki. Günümüzde yaşadığımız ekonomik krizlerden, insanların birbirleriyle olan yarışlarından, hükümetlerin birbirleriyle olan savaşlarından, masum insanların hatta çocukların ölümlerinden adaletsizlikten, insanca yaşayamamaktan, birinin birilerinin üzerine basıp da elde ettiği haksız kazançtan, kısaca tüm yanlışlardan ve yanlış inançlardan bahsediyor. Klbinde farelere hayat verilmiş.

Fareler tıpkı insanlar gibi para için çalışıyorlar ve yaşamlarını sürdürebilmek için sabahın köründe yüzlerini yarım yamalak yıkayıp, sıcak yataklarından kalkıp, okullarına işlerine gitmek için metrolara, toplu taşıma araçlarına ya da kendi araçlarına binip gidiyorlar. İşin ironik tarafı aşırı lüks bir aracın da olsa saatlerce o trafikte toplu taşımaya binen az gelirli birisinin yaptığı gibi bekliyorsun, nihayet yol açılıyor herkes varacağı yere varıyor. Kimi mutlu, kimi mutsuz ama herkes kendince bir amaç uğruna düşmüş yollara. Uyanıklar ama ayakta uyuyorlar. Nihayet akşam olup da dönüş yolu başladığında kimisi evine dönme telaşında, kimisi de kendince günün yorgunluğunu atmak için beyinlerinin içindeki o acı gerçeklerin aslında dibine kadar mutsuz, umutsuz, kalabalıklar içinde yapayalnız oldukları gerçeğini susturmak için sözde yakın arkadaşlarıyla birkaç kadeh bir şeyler içip kafayı dağıtmaya ama aslında beyinlerindeki o çaresiz sesi susturmaya çalışıyorlar.

Kimi eve koşup antidepresanların alıp pamuk gibi olup bulutların üzerinde, kırlarda, bahçelerde gezermişçesine evinde, içinde bulunduğu durumlardan kaçıyor ve sonra hapların etkisi geçince acı gerçekler onu dipsiz kuyulara savuruyor ve sonra yine aynı kısır döngüye giriyorlar. Kısaca şarkı da klip de tam şu an yaşadığımız dünyanın özeti gibi diyebiliriz. Dilerim ki yüz yıl sonra insanoğlu birbiriyle ve evrenle dost olmuş mutlu mesut yaşamanın bir formülünü bulmuş, tüm farklılıklarına rağmen din, dil, ırk, cinsiyet, inanç fikir ve daha pek çok şeye rağmen güzelce yaşıyorlardır.

Farklıkların bizleri ayrıştırmadığı aksine birbirimizden öğreneceğimiz pek çok şeyin olduğunu kavramamızı sağlayıp, bizleri zenginleştirdiği, güçlendirdiği ve bir bütün haline getirdiği bir dünyada yaşadıklarını hayal etmeyi dilerim. Umarım da öyledir. Dilerim ki bu “Mad Mad World” gerçekliği başka bir yüzyılda evrim geçirmiştir ve her şey tümüyle, bütünüyle çok çok iyidir.

 

Sevgilerimle Nursal Uğursal

 

NOT: Gelecekte gerçekten de güzel kahveler yapıyor musunuz?  Yeterince garip bu yazımı yeterince garip bir başka soruyla kapatıp, yüzünüzde biraz tebessümle veda etmek isterim. ☺

Hoşça kalın ☺

Biraz tebessüm iyi gelir değil mi? ☺ ☺ (a little laugh killed nobody ☺ )

Yazar: NURAN UĞURSAL

 

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!