Röportaj Soru ve Cevapları

Bülent Gardiyanoğlu ile Soru-Cevap

Soru: Bülent Gardiyanoğlu kimdir? Kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Cevap: Eskiden oldukça arızalı şimdilerde ise daha az arızalı biri. Allah’a kul olmaya çalışıyorum. Bu hayatta hiçbir iddiası olmayan, sadece kendi hayat tecrübelerini elinden geldiğince paylaşmaya çalışan bir kişi…

Soru: Bugüne kadar yaklaşık kaç kişiye danışmanlık yaptınız? Kaç ülkede ne kadar seminerler verdiniz?

Cevap: Son altı/yedi yılda, binlerce kişiyle bireysel görüşmeler, 300.000’den fazla kişiye de seminerlerle ulaştık. Dokuz ülkede oldukça detaylı atölye çalışmaları ve kamplarla kendisini özüne doğru yaptığı yolculukta ilerletmek isteyenlerle daha derin bilgileri elimizden geldiğince paylaşmaya çalıştık. İnternet sayfamız üzerinde paylaştığımız bilgilere de milyonlarca kişi ulaşmakta ve bu sayı düzenli olarak artmaktadır. Hayatındaki iyiye doğru değişimleri görerek memnun kalan herkes, aldığı bilgileri arkadaşlarıyla, sevdikleriyle, dostlarıyla paylaşarak daha çok kişiye ulaşmamıza yardımcı oluyorlar.

Soru : ‘Her Şey Hakikati Görmekle Başlar’ adlı 4. yazdığınız kitabınızda, hakikatten bahsettiniz. Size göre hakikat ne demek?

Cevap: Her insan kendi beyninin ortalama %3 ile %5 ini kullanır. Geriye kalan süreç, çoğu zaman beynin içinde boşta atıl duran bir alan… Kişiler kendi kapasitelerinin daha ötesine geçmek için adım atmaya başladıklarında şu şekilde sıkıntılar yaşıyorlar; kendi özel hayatları olsun, ilişkileri olsun veya aile içi problemleri olsun, bir şekilde bir yerlere takılı kalıyorlar. Bu takılı kalma sürecinde bir bakıyorsunuz ki, bir yıl geçmiş iki yıl geçmiş, yıllar geçmiş siz halen daha annenize öfkelisiniz, babanıza öfkelisiniz, hayatınıza giren çıkan insanlara öfkelisiniz, geçmişe kırgınsınız ve hiçbir yere ilerleyemiyorsunuz. İşte hakikat, bu dünyaya geliş amacımızı bulmaya çalışırken bulmaya çalışırken Allah’ın bize vermiş olduğu enerjiyi doğru zamanda doğru yer için kullanmayı hatırlayabilmektedir. Ve bununla birlikte zaten doğru zaman ve doğru anda doğru enerjinizi kullanmaya başladığınızda burada anlatılanların çok daha ötesine geçmeye başlıyorsunuz. Ve bunu yapabilmek için yapmanız gereken, hakikati fark etmek… Nedir hakikat? Benim geçmişe gönderdiğim birçok enerjiyi, olumsuz hatıralara yolladığım birçok enerjiyi, keşkelere gönderdiğim birçok enerjiyi şifalandırıp, herkesle helalleşip enerjimi şu ana, şimdiye getirmek…

Soru :Genelde kitap yazmak veya seminerler dışında yanı kişisel gelişimle ilgili çalışmalarınızın dışında, sizin kendi özel hayatınızda neler yapıyorsunuz?

Cevap: Yıllardır yoğun oldukça yoğun bir tempoda ülke ülke geziyorum. Ve çoğu zaman dönüp baktığımda ayda üç dört gün bazen evime geldiğim oluyor. Bu kendi süreçlerimde elimden geldiğince ailemle ilgilenmeye çalışıyorum, akrabalarımı ziyaret etmeye çalışıyorum. Bunun dışında vakit kaldığında eğer hava müsaitse yazın yüzmeyi, denize gitmeyi, yürüyüş yapmayı, sosyal aktivite varsa eşimle birlikte ailecek sinemaya gitmeyi, kendi kişisel hobilerimin içinde de maket yapmayı, model maketler yapmayı seviyorum. Bunlar tabi vakit bulabildiğim süreler içerisinde… Onun dışında eşimle en çok severek yaptığımız çalışmalardan biri arabayla çıkıp dolaşmak, çadır kurmak, gün doğumunu ve gün batımını denizin kenarından izlemek, eğer evdeysek birlikte film izlemek… Eşim mısır patlatmayı çok sever. Ve bu şekilde vakit buldukça kendime ve aileme vakit ayırmaya çalışıyorum. Bu konuda ne kadar başarılıyım, onu bir tek Allah bilir. Herkese de tavsiyem, ne yapın ne edin, asıl konunuzun dışında ya da hayatta neyse asıl meşgaleniz onun dışında bir hobiniz olsun. Bir hobiniz de ailenizle paylaştığınız bir şey olsun. Yani bir tanesi sadece size özel olsun. Ve siz onu yaparken tüm dikkatinizi o çalışmanıza verin. Bir tanesi de ailenizle paylaştığınız bir çalışma olursa, oldukça verimli ve güzel sonuçlar almaya başlıyorsunuz. Çünkü yaptığınız o güzel anda kalma çalışması içerisinde aile bireyleri de bu etkinliğe katılmış oluyorlar.

Soru: Anda kalmak sözünü çok duyuyoruz. Nedir "an"da kalmak?

Cevap: Birçok yerde herkes anda kalın, anda kalın diye sözler söylüyorlar. Benim anladığım anda kalmak şöyle bir şey; diyelim ki yemek yiyorsunuz, elinize kaşığınızı çatalınızı aldınız ve yemek yemeye başladınız. Yemeği yediniz, yemek bitti. Ortalama bir yemeği yemek kaç dakikanızı aldı? On beş dakika, yirmi dakika neyse… Yemeği yediğiniz süreyi hatırlıyor musunuz? Yemeği yediğiniz süre içerisinde siz ne kadarını yemeğe odakladınız ve ne kadarı o süre içerisinde geçmiş hatıralara, olumsuz olaylar, tekrar tekrar eden günlük düşünceler aklınıza gelmeye başladı. Yani özetle, en basit anlatım şekliyle, ben yemeğin tadını alabildim mi, eğer yanında biri varsa onunla da iki güzel konuşma, iki laf edebildim mi yoksa yemeğin içine gömüldüm, robot bir modda, yemeği yedim yuttum, fakat ne tadını aldım ne de etrafımdaki kişilerle iletişim ve diyalog kurabildim. Evet, anda kalmanın en basit anlatım şekli bu… Peki, anda kalmak neden önemli? Enerjimizin büyük bir çoğunluğunu, daha önceden de bahsettiğim gibi geçmiş olumsuz olay ve hatıralara yönlendiriyoruz. Ve bu süreç içerisinde enerjimizi başkalarına kaptırıyoruz. Eğer herhangi bir hobimi, çalışmamı, kitap yazmayı, semineri ya da resim yapmayı ya da eşinizle araba kullanmayı her ne yapıyorsanız, eğer dikkatinizi tamamıyla yaptığınız işe verebilirseniz işte o zaman tamamıyla an içerisinde var olursunuz. Biz olmayan anların içerisinde yaşamadan yaşıyoruz. Bunu fark ettim kendi hayatımda… Yani benim için anda kalmak, her ne yapıyorsam ona konsantre olmak… Ve konsantre olduğumda ne geçmiş ne gelecek hiçbir şey aklıma gelmiyor. Çünkü hepsiyle helalleştim. Herkesi affettim ve bağışladım. Böylelikle yeni bir fikirle çalışırken, yeni bir çalışmayla, projeyle uğraşırken eskiden canımı yakan insanlar artık bir daha hayatımda olmasalar bile, düşünce boyutundaki halleriyle de beni engelleyemiyorlar. Ve ben sevgiyle, aşkla her ne işte çalışıyorsam onunla yoluma devam ediyorum. İşte anda kalmak böyle bir şey… Nefes aldığını hissetmek, arabada giderken etrafını gözlemleyebilmek, yemeğini yerken hem yemeğin tadına varabilmek hem etrafındaki güzel insanlarla diyalog kurabilmek… Zihninizin sabahtan akşama kadar sizi oyalamasına, oyun oynamasına, sizi meşgul etmesine izin vermeyin. Zihnimin her türlü kozunu, geçmişi ve herkesi affederek bir şekilde almış oluyorsunuz. İnternet sayfamızdaki video ve nefes çalışmalarında bunun nasıl yapılacağını birçok örnek bilgiyi kitaplarımızda, seminerlerimizde, web sitemizdeki videolarda elimizden geldiğince paylaştık.

Soru: İnsanlar size neyin arayışı ile geliyorlar ve ne buluyorlar?

Cevap: Bu güzel soru için teşekkür ederim. Uzun yıllar bunun üzerinde çok düşündüm. Birkaç örnek vermek istiyorum. Yıllar önce bireysel görüşmelere ilk başladığımda, kendime şu soruyu sordum; eğer alacaklarımı alamazsam ve ödemelerimi yapamazsam insanlar bana ne der? Yani, bir an zihnimin içine gelen bir parasızlık korkusuyla kendi bereketimi kilitledim ve bu bireysel görüşmeye gelen herkes profil olarak değişmeye başladı. Ve herkes bana, hak ettiğim maaşı almıyorum, patronum bana maaşımı vermiyor ya da maaşımı geç veriyor, müşterilerim bana eksik ödeme yapıyor deyip hep parayla şikayeti olan insanlar gelmeye başladı. Hem de ciddi anlamda ödeme sorunu olan insanlar gelmeye başladı. Yani ben kendi içimde bir korku tetikledim ve etrafımdaki benimle iletişimde olan herkesin yapısı bir anda değişti ve herkes ciddi anlamda para problemi yaşayan insanlara dönüşmeye başladı ya da onlar gelmeye başladı. Bunu fark etmem bir ayımı aldı, yıllar önce… Sonra dedim ki ben kendime bir soru sordum, alacaklarımı alamazsam ve ödemelerimi yapamazsam insanlar ne der ve hakikaten alacaklarımı alamadım, ödemelerimi yapamadım ve insanların ne diyeceklerini yaşayarak öğrenmiş oldum. Evrensel ilahi sisteme sorduğunuz her soru, içinizden veya düşüncenizden, kafanızdan geçen her şey size cevap olarak yaşanarak geliyor. Yani siz cevapları yaşayarak alıyorsunuz. Bu hem iyi hem de kötü bir şey… Kötü tarafı şu yargıladığınız, suçladığınız, eleştirdiğiniz herkesin haline dönüyorsunuz ya da aynılarını yapıyorsunuz. İyi tarafı şu iyi düşüncelerinizde size kafanızdaki kötü düşünceler olup bitip temizlendikten sonra gelmeye başlıyor. Kısacası ben hangi ruh halindeysem hayatıma da o ruh halinden insanlar geliyor. Şimdilerdeyse geçmişte çaresizliklerle, sıkıntılarla, gözyaşlarıyla bulduğum cevapları arayan insanlar ya da kendi içimde sorduğum soruları soran insanlar hayatıma geliyor. Son üç beş aydır da hakikate ulaşmaya çalışan, Allah’a yönelmeye çalışan, kendi özüne ulaşmaya çalışıp dünyalıkların sanal bir yalan olduğunun farkında olan insanlar gelmeye başladı. Bundan sonra nasıl insanların geleceğini, benim kendi özüme olan yolculuktaki yapabildiğim yol kadarıyla gelebilecek. Burada ne demek istiyorum? Eğer sizin kafanızda birine öfke varsa hayatınıza birilerine öfkesi olan insanlar gelecek. İçinizde kaybetme korkunuz varsa kaybetme korkusu olan insanlar ya da size kaybettirecek insanlar hayatınıza gelecek. Eğer babanıza öfkeliyseniz babanızda sevmediğiniz bütün davranışları yapan insanlar hayatınıza gelecek. Eğer annenize öfkeliyseniz annenizde gördüğünüz ve hoşlanmadığınız tüm huy ve özellikleri yapan insanlar hayatınıza gelecek. Yine bunlarla da ilgili kitaplarımızda bununla da ilgili farkındalık bilgilerini paylaşmaya çalıştım.

Soru: Mutlu olmak şartlara mı bağlı? Kaygılardan kurtulmak için neler yapabiliriz?

Cevap: Beklentilerin bittiği yerde mutluluklar başlar. Tabi bunu söylemesi oldukça kolay, önemli olan uygulaması… Her insan bilinçli olarak ya da bilinçsiz olarak bir başka insanla yaptığı iletişimde bir çıkar bekler. Yani, bir iyilik yapar, karşılığını belki iyilik olarak bekler, belki maddi olarak bekler, belki de bir güzel söz olarak bekler ama bekler. Karşılığını göremediği zamanda ya kendi kendine ya da karşıdakine söylenerek zarar vermeye çalışır. Bu sistemin içinde, atalarımızın da dediği gibi, sağ elin verdiğini sol el görmez, lafta evet bu da güzel… Önemli olan bilmekten uygulamaya geçebilmek… İşte uygulama kısmında da oldukça zorlanıyoruz çünkü içimizde nefis denen egomuzun ciddi bir parçası var. Ve o ego her zaman beklenti, korkular, endişeler, alınganlıklar, kırgınlıklar, geçmiş olumsuz hatıra ve olayların üzerinde senaryolar kurarak beyninizin içindeki enerjiyi kendine çekerek sizi oyalamak ister. Yani turuva atı gibi benim içimde ego denen bir arkadaş var, yani diğer adı nefis… Ve Kur’an’da da der ki “nefisiniz her zaman şeytanla işbirlikleri yapmayı sever.” Demek ki olay başka boyut ve alemlere de açılıyor kendi içinde… Benim o nefis denen arkadaşı arındırmayla mutluluğa doğru adım atmaya başlıyorum. Nasıl arındırmayla? İlk adım şu; sahip olduklarınıza bir şükredin. Yani sağlığınıza, elinize, ayağınıza, gözünüze, kulağınıza, kalbinize… Her neyiniz varsa, kurşun kaleminize her şeye bir teşekkür edin. Allah’ım verdiğin her şey için ve aldıkların için sana şükür ve hamd dilerim. Bunun üzerine sahip olduklarınızın daha iyisine ulaşmak için niyet edin ve bunun için adım atın. Ama şükretmeyi bıraktığınız gün mutsuzluk başlayacak. Birilerine yardım ederken, karşılık beklemeden yardım ettiğinizde üzülmezseniz. Birçok kişi bana der ki; insanlar beni çok kırdı, insanlar beni çok kullandı…Eğer ben bunu söylersem, insanlar beni çok kullandı, ben bir beklentideydim ve beklentimi alamadığım için beni kullandıklarını düşünürüm. Eğer ben o insanlarla bir şeyler yaparken, çalışmalar, projeler veya yardım ederken bir beklentim olmadan yardım etseydim o insanlar karşılık vermediğinde insanlar beni kullandı diye şikayet etmeyecektim. İşte bu sebepten dolayı, ya şartlarınızı baştan iyi belirleyin yani başkalarının sizin değerinizi görmesini beklemeyin ya da başkalarının gelip sizin hakkınızı korumasını beklemeyin. Siz baştan şartlarınızı iyi belirleyin ya da karşılık beklemeden yardım edin. Mutluluk bu şekilde başlıyor. Geçmişimi affettim, biriyle herhangi bir şey yaparken baştan kesin ve net konuşurum, bunu yazılı yapmaya çalışırım. Eğer bunları yapmadıysam yardım ederken karşılık beklemem. Gece yatarken de içim rahattır. Beni kullandılar, dolandırdılar diye mızmızcılık yapmaktan vazgeçtim. Her kim bana zarar verdiyse ben izin verdim her kim beni kullandıysa yine ben izin verdim. Ve ben iyilik bir insanım lafları etiketi altında baktım ki aslında ben karşılıklı seven bir insanım. Gerçekten iyilik seven insanlar, iyilik yaparlar denize atarlar. Halik bilmezse balık bilir, bu da benim canım babamın çocukluğumdan beri beynime ektiği önemli bir söz. Allah ondan da razı olsun.

Soru : Yazdığınız kitaplar, seminerler ve diğer çalışmalarınızın kişisel gelişim kategorisine mi giriyor? Veya bunu siz nasıl tanımlarsınız?

Cevap: Normalde kendi özüne ulaşmaya çalışan birçok kişi kişisel gelişim adı altındaki kitaplarla kendi hayatındaki olayları çözmeye çalışır. Evet, verdiğimiz bilgilerin bir kısmı kişisel gelişimle ilgili… Fakat daha da önemlisi, dikkat etmemiz gereken bir nokta var. Kişisel gelişim adı altındaki kaynakların neredeyse tamamı, Avrupa Amerika ve Hindistan’a dayalı öğretiler… Bizim yapmaya çalıştığımız, inanç yapımız yani İslamiyetle ilgili olan, tasavvufla örtüşen inanç yapımızla elimizden geldiğince kişilerin özüne olan yolculuklarını tekamül yolculuğu olarak, arınma yolculuğu olarak, Allah’a yönelik bir yolculuk olarak paylaşmaya çalışıyorum. Kitapların bir kategorisi aslında bu şekilde bakıldığında yok. Din kategorisine girmiyor çünkü din adamı değilim. Ve bu konuda da her zaman söylüyorum, dini bilgim sadece kendime yetecek kadar… Kişisel gelişim kategorisine de girmiyor kitaplar çünkü kişisel gelişimde Allah’tan maneviyattan çok bahsedilmiyor. Tam tersine kişilerin sadece sen önemlisin, sadece bu dünyada sen varsın diğerlerini boş ver, bu dünyada kral da sensin, peygamberde sensin, Tanrı’da sensin moduna getirip insanları, egolarını şişirmeye yönelik… Bir insanın egosunu şişirdiğiniz zaman, onun hayatında geçici çözümler oluyor. Yani kitabı okuyor, gaza geliyor, üç gün kral benim diye geziyor, dördüncü gün biri başında eşi veya başka biri dırdır ettiğinde gene dönüp Allah’a el açıyor. Hani sen Tanrı’ydın? Hani sen bir numaraydın. İşte bizim yapmaya çalıştığımız, bizler Allah’ın yarattığı yeryüzündeki halife kullarıyız. Ve eğer geçmişe veya gereksiz çalışmalara yönlendirdiğimiz enerjimizi şu ana ve şimdiye çekebilirsek, sınırlı zamanlı bedensel dünya hayatımızda faydalı işler yapabileceğiz. Ve farkındalıkla devam edersek, aynı zaman bedenimizi teslim ettikten sonra yani kelebek kozalaktan çıktıktan sonraki süreçte de en azından ahiret kumbaramızda bir şeyler bulabileceğiz. Bu sebepten dolayı yazdığımız kitaplar, herhangi bir kategoriye tam olarak girmiyor.

Soru: İnsanların hayatlarında ne oldu, ne değişti ki huzuru bulmak için arayışa girdiler?

Cevap: Aslında ilk arayış, huzuru bulmak için değil. Kişisel gelişim ve ya kendi ile ilgili arayışa giren insanların çoğu aslında içinde düştükleri çıkmazı çözmek için yani hayatlarına gelen problemin ne olduğunu çözmek için, kişisel gelişim veya bu tür farkındalık çalışmalarına giriyorlar. Örnek verecek olursak, maddi durumu iyiydi bir anda iflas etti veya iflasın eşiğine geldi, bunları neden yaşadığını bulmaktan çok bunları nasıl çözeceğini bulmak için bu yola girdi. Veya düzgün giden bir ilişkisi vardı ve bir anda terk edildi veya aldatıldı veya aşk acısı içine düştü veya hayatındaki eşi ilk başlarda kendisi ile çok iyi ilgileniyordu sonra bir anda ilgiyi kesti, kendi de sudan çıkmışa döndü. Yine bu yola giriş amacı bunları neden yaşadığını bulmak değil, ben giden sevgilimi nasıl döndüreceğim ya da hayatımdaki kişiyi nasıl kendime aşık edeceğim, kendime nasıl bağlayacağım gibi marji enerjilerin içine düşüp, yanlış yollara giden bir profile girdiler, bir gruba girdiler. Bizim yapmaya çalıştığımız insanlara, yaşadıkları problemleri çözmek yerine çünkü çözerlerse ve bu problemi neden yaşadıklarını bulmazlarsa yani evdeki elektrik sigortası attı, siz sigortayı tekrar attırdınız, ışıklar tekrar çalıştı. Bu çözüm değil. Sigortanın neden attığını bulup, daha sonra tekrar olmamasını sağlamanız gerekiyor. Yani bir kişi hayatına bir problem geldiğinde, onu problem olarak görüp, sorun olarak görüp hep sorun çözmeye çalışırlar. Bunu bende yıllarca yaptım. Eğer benim uyanma vaktim geldiyse, Allah benim yaptığım bütün dünyalıkları elimden alır. Alır ki ona bana daha çok dünyalık ver duasıyla değil, Allah’ım beni sana yönelt duasıyla anabilmem için… Yani bu hayatta herhangi bir sıkıntı yaşıyorsam, uykudaki insan gözüyle bakarsam, Allah’ım bunları hak edecek ne yaptım, bana bu cezayı niye verdim, eğer buna uyanan bir insan gözüyle bakarsak, Allah’ım yıllarca boş şeyler peşinde koşmuşum ve sen bunları benim elimden alarak, benim daha fazla ziyanda oyalanmamı engellediğin için sana şükür ve hamd ederim. İki farklı bakış açısı… Peki, en çok bizim uyanmamıza kimler yardım ediyor? En çok bizim uyanmamıza yardım eden kişiler, en çok emek ettiğimiz, en çok beklentiye girdiğimiz ve o kadar emekten sonra hiçbir karşılık görmeden canımızı yakan insanlar… İşte bu insanlar bizi uyandırmak için bize öyle bir çarpıyorlar ki, biz önce sorunu çözmeye çalışıyoruz. Hayatınıza bir problem veya sorun geldiğinde, önce bu olay benim hayatıma neden geldi ve ben bu olaydan ne öğrenmeliyim diye sorun. Şükürler olsun ki, hayatıma gelen ve giden insanlar öyle çarptılar ki, öyle canımı yaktılar ki bana karşılıksız sevmeyi, dünyaya tutunmamayı, bütün çabalarımın da dünyasal zaman içinde bütüne hizmet, ahiret zamanı içinde kumbaraya bir şeyler biriktirebilmek için yardımcı oldular. Niyet ediyorum, burada anlatmak istediğim ince çizgiyi gayet net anlatabilelim. Çünkü ben anlattıklarımdan sorumluyum, sizler anladıklarınızdan sorumlusunuz. Bu noktada hassas bir bilgi daha vermek istiyorum. Örneğin, aldatılmak kelimesini ele alalım. Altı yaşındaki bir çocuk için aldatılmak kelimesi ne demektir, on üç on dört yaşındaki bir çocuk için aldatılmak kelimesi ne demektir, yirmi, yirmi beş yaşındaki biri için aldatılmak için kelimesi ne demektir ve sizin için aldatılmak kelimesi ne demektir? Bir kelimeyi bir cümle içinde kullanabiliriz fakat o kelime ancak okuyanın kendi hayatında yaşadıkları kadarıyla örtüşebilir. Bu sebepten dolayı benim anlatmak istediklerimle sizin anladığınız farklı bir frekansta olabilir. Bu sebepten dolayı anlatmak istediklerimi anlamaktan çok hissetmeye niyet edin, hisler evrenseldir ve her insanın hissi diğer insanla bağlantı içindedir. Yani, eğer siz hissetmeye niyet ederseniz, kişiler arasında her zaman hisler birbiriyle konuşur.

Soru: Neden kitap yazıyorsunuz? Amacınız nedir? Ve nasıl başladı?

Cevap: Açık konuşmak gerekirse, matematik kökenli, yani kafası matematiğe çalışan geometriye çalışan bir insanım. Yazarlıktan uzaktan yakından alakam yok. Hatta biraz daha derine inersek ortaokul, lisede kompozisyonlarımı bile Allah razı olsun annem yazardı. Yaptığım bireysel görüşmelerde herkes aynı soruyu sorduğu için ve bende her seferinde aynı cevabı vermekten yorulduğum için, kitap yazmak zorunda kaldım. Yoksa hayatta yazmazdım. Bir kitap yazmak en az bir yıl alıyor, onu da toparlaması bir yıl daha alıyor. Dışarıdan bana kolay görünüyordu ama içine girince oldukça meşakkatli bir iş. Çünkü bir tek kelimesi yüzbinlerce insanın zihninde doğru ya da yanlış bir kilit açabilir. Ve bu çok tehlikeli… Eğer düz bir roman yazsaydık, işte kız çocukla buluştu, aldatıldı, yalnız kaldı, başkasını sevdi gibi klasik romanlar ya da macera yazsaydık, burada sorun yoktu. İstediğiniz gibi yazın. Fakat tekamül yolculuğunda bir kelime bin anlam taşıdığı için kullandığınız kelimeler, anlatım çok önemli. Ve benim insanlara anlatabileceğim en güzel anlatım; kendi Kıbrıs şivemde normal sohbet edermiş gibi yazmak… Bu konuda da sağolsun eşim elinden geldiğince bana yardımcı olmaya çalışıyor. Allah’ta onu bana bir edebiyat öğretmeni olarak hediye olarak gönderdiğine inanıyorum. Ona ve Destek Yayınları Yayın evindeki bütün arkadaşlarıma da bu konuda teşekkür ediyorum. Onlar olmasaydı benim yazacağım en fazla bir paragraf yazıydı. Onların sayesinde benim dağınık anlattığım birçok konu toparlanıyor, kitaba çevriliyor ve yüz binlerce kişiye bu kitaplar ulaşıyor. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

Soru: Her insan hayatında zorluklar yaşar, ümitsizliğe düşer, hayata küser. Onlara nasıl önerileriniz var?

Cevap: Bu soru, bu gezegendeki hemen hemen herkesi ilgilendiren önemli bir soru, daha doğrusu bir sorun… Her insan, gerçekten hayatında ümitsizliğe kapıldığı, moralini kaybettiği, enerjisinin düştüğü hatta yaşamak istemediği dönemler olur. Bu dönemleri, eğer derinlemesine incelememiz gerekirse, acaba neden bu duruma düşer? Orayı bulmamız gerekiyor. Benim yaptığım bireysel gözlemlemelerde, kişilerde en çok gözlemlediğim, sürekli birilerine iyilik yapmaya çalışıp, karşılık görmedikleri zaman üzülüp dibe vurmaları, birine aşık olup ona ulaşamadıkları zaman aşık olmaları veya tam da hayalindeki gibiymiş birini sanıp ona aşık olup her şeyini ona adadıktan sonra terk edilmeleri, beklentili şekilde yatırımlar yapıp ya da kefil olup bütün borcun veya sıkıntıların kendi başına kalması… Eğer biz hayatta insanlara taparcasına sevmek yerine, Allah için sevmeyi öğrenirsek o zaman karşılıksız da sevmeye başlayacağız. Depresyonlarımızın çoğunun altında karşılıklı sevdiğimiz kişilerde karşılığını alamamak var. Bunu ilk duyduğumuz zaman tepki vermemiz çok doğal… Nasıl yani, ben onu seveceğim de o neden beni sevmesin veya insan hiç nasıl karşılıksız sever? Her zaman sevdiğim bir sözü paylaşmak istiyorum; beklentilerin bittiği yerde mutluluklar başlar. Beklentilerimize ulaşamadığımız, karşılıklı sevdiğimiz, kendimizi feda ederek karşı tarafa borçlandık karşı tarafın bizi sevmesini zorlayarak ya da bizi sevmesine zorlayarak ilişkilerimizi yürütüyoruz. Bu sebepten dolayı insanların büyük bir duygusal boşluk ve hüsran içindeler. Ağaca yaslanma kurur, duvara yaslanma yıkılır, insana yaslanma gider. Buradaki benim tavsiyem, hayatınızdaki herkesi karşılıksız sevin. Yaptığınız iyilikleri sadece Allah rızası için yapın, eğer Allah rızası için yapar ve siz kuldan karşılık beklemezseniz, karşı taraf size teşekkür etse de etmese de, yaptığınız işi beğense de beğenmese de, sizi takdir etse de etmese de tam olan sizsiniz. Benim tavsiyem bu…

Soru: Koşulsuz sevin diyorsunuz yani karşılıksız sevin. Sizce bu mümkün müdür?

Cevap: Kesinlikle, kolay olan bir şey değil. Çünkü bizim hayatımızda atalarımızdan gelen bize bazı kayıtlar var. Bu kayıtlarda ister istemez, beklentiye giriyoruz ve bu beklentiler karşılanmamaya başladıktan sonra bazen kendimizi bazen de karşı tarafı kötülemeyle başlayan bir yok etme hareketine gidiyoruz. Gerçekten karşılıksız sevmek çokta kolay olan bir şey değil. Yani, lafta söylediğimiz ben yaratılmış her zerreyi yaradandan ötürü severim. Lafta bunu söylemek çok güzel… Kendimizi karşıya böyle erdemli gösterir. Önemli olan bunu icraatta uygulamak… Yani aynı fikirde olmayan birini de hoşgörü ile görebilmek. İnsanları yargılamadan, eleştirmeden ve suçlamadan dinlemek, konuşmak ve gözlemlemek… Bunu bir deneyin hayatınızda, koşulsuz sevmeyi bir deneyin. Eğer bunu başarabilirseniz hayatınızdaki birçok kilitli kalmış yüreğinizdeki kapının açılmaya başladığını, manevi enerjinin yükselmeye başladığını hissetmeye başlayacaksınız. İlk başlarda zor görünse de kazancınız tahmin edeceğinizin çok çok daha ötesinde…

Soru: Sizce bu dönem insanların en büyük sorunu ne?

Cevap: Dünyanın bir çok yerinde seminerler ve bireysel görüşmeler yapmak nasip oldu. Bu yaptığımız bireysel görüşme ve çalışmalarda ciddi anlamda insanlarda ruhsal bir çöküş, mutsuzluk, huzursuzluk, bozulmuş uyku düzenleri, bozulmuş yaşam şekilleri ve birçok kişide de tükenmişlik gözlemledik. İnsanın fıtratı gereği doğa ile uyumlu yaşaması gerekirken doğada koptuk, mecburiyetten ve imkansızlıklardan büyük şehirlerde daracık apartman dairelerine sığınmak zorunda kaldık. İnsanlar fiziken ve ruhen ciddi anlamda bir çöküşte… Bir de buna genetiği ile oynanmış hazır gıdaları eklerseniz, hem bedenimiz içinden hem de bedenimiz dışından sürekli tahrik altında… Yapmamız gereken, geçmişle olan kavgalarımızı bir an önce bitirmek, herkesle helalleşmek, daha az tüketmek, daha fazla üretmek, üretici olmak, hayal ve fikirlerimizi bir şekilde harekete geçirmek, helal yoldan yaşamak, mümkün olduğunca hayvansal gıdalardan ve genetiği ile oynanmış gıdalardan uzak durmaya çalışmak, varsa imkanımız gün batımı ile yatıp gün doğumu ile uyanmak… Bunu birçok kişiye söylediğimde insanlar çok zor olduğunu söylüyor. Evet, anlattığım birçok şey zor. Fakat uygulamaya başladığınızda nasıl şimdi ki hayat düzenine bir bağımlılığınız var veya uyum gösteriyorsunuz, bu yeni düzene de uyum gösterdiğinizde bu sefer eski düzene dönmek istemeyeceksiniz. Bir hafta boyunca akşamları erken yatıp sabah erken kalkıp hele de sabah namazına kalkıp, namazdan sonra da kalan vaktinizi uyanık geçirip üretim yapabiliyorsanız, zamanın ne kadar uzadığını fark edeceksiniz. Eskiden en büyük şikayetim zamanın yetmemesiydi. Pazartesi derdim Cuma olmuş, ocak derdim aralık olmuş… Sürekli zamanın hızlı hareketi ile şikayetim vardı. Zamanın esnetip uzatabilmenin iki yolunu buldum hayatımda; zamanı esnetmenin birinci yolu kafanızı susturmak, ciddi anlamda düşüncelerinizi susturmaya başladığınız andan itibaren zamanın esnediğini fark ediyorsunuz. İkincisi de erken yatıp, sabah namazından on dakika önce uyanıp namazınızı kıldıktan sonra kalan vakitte hem evinizin işini yaparsınız hem işlerinizi yaparsınız. İlk başlarda bu yorucu gibi gelebilir çünkü metabolizmamız buna alışık değil. Ama bu ikisini uygulamaya başladığınızda ve bunu dualarınızla, nefes çalışmalarınızla hele de internette paylaştığımız nefes çalışmalarıyla çalışmalarınızı devam ettirirseniz, ahir zamandaki zamanın sizin için bereketlendiğini fark etmeye başlayacaksınız. Bilmekten bilgeliğe geçebilmenin tek yolu; bilgelik uygulamaktır. Bizim en büyük sıkıntımız her şeyi biliyor olmamız… Her şeyi biliyor olduğumuz için bu hayatta ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Ah bir de uygulayabilsek… Hayatımızda birçok şey Allah’ın izniyle iyiye doğru değişmeye başlayacak. Bizler bu noktada hayatlarımızı yeniden programlayıp düzenlememiz gerekiyor.

Soru: Seminerlerinizde ve Atölye Çalışmalarında ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Cevap: Seminer ve atölye çalışmalarında amacı, aynı ortam içerisindeki aslında birbirlerini tanımaları… Her seminer ve atölye çalışmalarında başında kişilere şunu söylüyorum; biz burada buluşturulduk. Evrensel ilahi sistemin döngüleri içinde bir şekilde bir araya geldik. Hepimiz farklı deneyimlerle farklı sıkıntılarla yola çıktık. Ve hayat bizi aldı, bu salona getirdi. Burada yanınızdaki kişi, arka sıranızdaki kişi, salonun diğer ucundaki kişi beş dakika sohbet yapsanız hayatınızın neredeyse çoğunun benzer olduğunu fark edeceksiniz. Bu sebeple buradaki kişiler, uyanmak için adım atan kişiler… Seminerler veya atölye çalışmalarında bilgilerin bir kısmını hatta seminerdeki bilgilerin çoğunu internet sayfamızda ve sosyal medyadan zaten paylaşıyoruz. Atölye çalışmaları ise artık kendini geliştirmek, algılarını açmak, hayatını yeniden şekillendirmek isteyen kişilerle yaptığımız çalışmalar… Web sitesindeki bilgileri, videoları izleyip, yazıları okuyup kitaplarımızı okuyup kişilerin atölye çalışmasına gelmesini tavsiye ediyorum.

Soru: Affedin, bağışlayın diyorsunuz. Diyelim ki affettik, bağışladık huzuru bulmuş her şeyi halletmiş mi oluyoruz?

Cevap: Güzel bir soru… Bir ruhun yükselebilmesi için üstündeki yükleri atması gerek. Ruhumuzun yükselebilmesi, hayatımızın dengeye gelebilmesi için Allah’ın bize vermiş olduğu enerjiyi nerelere sarf ettiğimizi bulmamız gerek. Birçok insan farkında olmadan enerjisini geçmişe, olumsuz olaylara, affedemediklere, bağışlayamadıklarına, helalleşemediklerine yarım bıraktığı işlere ki burası çok önemli, yarım bıraktığınız her proje sizi arafta bırakır. Araf’ta kalmakta sizden enerji çalar. Enerjinizi bunlara yönlendirdiğinizi fark ettiğiniz zaman bu bağı kesmeniz gerek. Bir şekilde cevabınız hem evet hem hayır… Evet’in anlamı şu; boşa giden enerjiyi şu ana çektiğim için evet daha mutlu ve huzurluyum ama asıl huzur bunları yaparken hangi dine mensup isek, Müslüman, Hristiyan, Musevi ya da diğer dinler hangi dine mensup isek kendi ibadetlerimizi sevgi ile yapmaya devam etmemiz gerekiyor ki gerçek mutluluk ve huzuru iç dünyamızda yaşayabilelim.

Soru: Dindar bir insan mısınız? Tasavvuf hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Dindar bir insanım. Hayata bakış açım modern ve yenilikçi… Tasavvufla elimden geldiğince ilgilenmeye çalışıyorum. Dinle bağlantım şöyle başladı; çocukken babam bizi camiye götürür ve bize şöyle derdi, bir babanın arkadaşında evlatları namaz kılarsa cennetlik olurmuş. Ben ve kardeşlerim daha ilkokuldan elimizden geldiğince camiye gitmeye başladık. Onun dışında babam hep şey söylerdi; Kur’an okuyun. Yine ilkokul sona doğru, ortaokula doğru camiye gittiğimizde ki biz erken giderdik. Babam aynı zamanda camide caminin mali işlerinden sorumlu kişiydi. Yani halılarının alınması, ışıklandırılması, bakımı ile ilgili… Erken gittiğimiz için bir kenara çekilir Kur’an okurdum. Babam derdi ki, herhangi bir sayfasını aç ve okumaya başla. Neresi denk gelirse… Her sayfası önemli ve kıymetli derdi. Evde de annem, akşamları eline Kur’an alır ve Kur’an okurdu. Yani, şükürler olsun ki, maneviyatı olan bir ailede gözümü açtım. Bunu gerçekten çok büyük avantaj sayıyorum. Birçok insanla görüşüyorum, ateist ailelerde de yetişen insanlar var ve kendi içlerinde ona göre hal ve davranışlarla hayatlarını devam ettiriyorlar. Ben hepsine saygı duyuyorum. Önemli olan kişinin, özünde iyi olarak hayatını sürdürmesi… Zaten kalp gözü açık bir insan Allah’ın hakikatini ve yaradılışı hissetmeye başlar, hangi dine mensup olursa olsun. Bizim de yapmaya çalıştığımız tıkalı kalplerin kilitlerini kişilerin kendilerine yol göstererek açmaya çalışmak… Niyet ediyorum, bu gezegendeki tüm kalpler ilahi aşkla titresin ve insanların kalp gözleri açılsın.

Soru: Geçmiş bizi mutsuz eder mi?

Cevap: Geçmişle ilgili görüşme yaptığım birçok insanda hep aynı ortak nokta var. Geçmişinde ya aldatılma ya terk edilme yalnız kalma, iflaslar, iftiraya uğramalar, özgüven eksikliği, kendini ifade edememe, sosyalleşememe, ilişkisinde isteği noktaya ulaşamama, çocuk sahibi olamama ya da çocuğuyla anne babasıyla iletişim kuramama, eşiyle iletişim kuramamak, insanlarla iletişim kuramamak… Yani dönüp baktığımızda birçok insanda ciddi anlamda bu saydığım başlıklar ve daha birçoğu ile ilgili problemler var. İnsanlar genelde problem çözmeye odaklı yaşadıkları için hayatlarını acıya çeviriyorlar. Aslında en önemli yapılması gereken, problem odaklı yaşamak yerine neden ben bu problemleri yaşadım, hayatıma neden geldi ve bu problemlerden ne öğrenmem gerekiyor, buna odaklansaydık geçmişimiz bizim için kötü hatıraların toplandığı bir ortam değil, derslerin toparlandığı ve cevaplarını bulduğumuz bir ortam olacaktı. Ve böyle olsaydı geçmiş bize mutsuzluk acı keder vermezdi. Bir gün hapishanede yaptığım bir seminerde orada ki kişilere, mahkumlara şunu söyledim; her insan hayatında hata yapar, hatasız kul yoktur. Ve siz yaptığınız hatanın veya seçimlerin, davranışların, az ya da çok bir karşılığı olarak şu an buradasınız. Belki bir ay, belki bir yıl, belki 10 yıl, belki 20 yıl Allah herkesin yardımcısı olsun. Ama hapishanede bir gün bile bir gündür. Önemli olan siz buraya girerken ki hayata bakış açınız, düşünceleriniz ile çıktığınız günkü düşünceleriniz aynı ise siz burada kaldığınız bütün süreyi hapiste geçirdiniz demektir. Eğer burada kaldığınız süreç içerisinde kendinizi geliştirir, bir şeyler öğrenir, içinizdeki kırgınlıkları, öfkeleri arındırı, maneviyatınızı güçlendirirseniz burada kaldığınız süre hapishane değil, bir üniversitedir. Eğer girdiğiniz gibi çıkarsanız ziyandasınız. Derslerinizi alıp, tövbe edip, çıkarken iç huzurla arınmış bir şekilde çıkarsanız orada kaldığınız her süre size şifa olmuştur. Geçmişe dönüp baktığımızda geçmiş bize acı veriyorsa, halen daha geçmişte affedemediklerimiz, helalleşemediklerimiz ve alamadığımız dersler var demektir. Şu an geçmişime dönüp diyorum ki; Allah’ım iyi ki bu sıkıntıları yaşamışım. Hepsi bir şey öğretmek için hayatıma girdiler. Meteor gibi çarptılar ve parça parça ettiler. Geçmişi ile ilgili sıkıntı yaşayan herkese söylüyorum. Geçmişle ilgili duygularınızı kontrol edin, eğer bir sıkıntı varsa arındırmadığınız bir şeyler var ve hazırlıklı olun, dikkat edin. Farklı kişilerle benzeri hayatınıza girmeye devam edebilir. Ta ki siz bu olayları affedene kadar… Milyon kere de haklı olsanız bu karmayı temizlemeniz gerekiyor. Temizleyemediğiniz her karma, olay döngüsü olarak sizden sonraki kuşaklara da devam ediyor ve sizi gözlemleyenlere…

Soru: Kitaplarınızın ortak noktası nedir?

Cevap: Kitaplardaki yapmaya çalıştığım, uzun süredir kendi hayatımda ve bireysel görüşme yaparken gözlemlediğim kişilerin takılı kaldığı noktaları onlara fark ettirmek, kilidinde onlarda olduğunu anahtarında onlarda olduğunu hatırlatabilmek… Dört kitapta ve diğer paylaştığımız birçok videoda amaç kişilerin takılı kaldığı noktalarda çıkmalarında aracılık etmek…Evrenin İlahi Dili kitabı, neden ben, ben bunları hak edecek ne yaptım, hayatımı nasıl düzeltebilirim, hayatımı nasıl yoluna sokabilirim diyenler için bir başlangıç yolu… İki tam bir tek ilişkilerle ilgili, her türlü ilişki, anne baba çocuk ilişkisi, karı koca ilişkisi, sevgili ilişkisi, iş arkadaşı ilişkisi yani her türlü ilişki ve iletişimle ilgili arızalarını toparlayabileceğiniz yani farkındalık verebilecek bir kitap… Kadın Olmayı Hatırlama bayanlara özel yazılmış bir kitap… Bayanların her türlü takılı kaldıkları noktada çıkış bulabilecekleri bir nokta… Fakat ne hikmettir ki erkeklerde bu kitabı ciddi anlamda okumaya başladı. Çünkü bu kitabı okumaya başlayan erkekler eşinin ya da sevgilinin nereye takılı kaldığını fark etmeye başladılar. Her Şey Hakikati Görmekle Başlar kitap ise her insanın bu dünyaya bir geliş amacı olduğunu ve bu amaca doğru ilerlerken nasıl oyalandığımızı, nerelerde vakit kaybettiğimizi ve tekrar yaşam amacımıza nasıl geri dönebileceğimizi anlatmaya çalışan, fark ettirmeye çalışan bir kitap. Dört kitapta hepsi bize bir şekilde kendi özümüze ve kendi hayatımıza bir çıkış yolu olarak gözüküyor. Yardımcı olmaya çalışıyor. Niyet ediyorum, şifa olsun.

Soru: Kuantum, pozitif düşünce, anı yakala, olumlama, meditasyon söylemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Kuantum 21. Yüzyılın bilim adamları tarafından keşfedilmiş bir bilim, aslında… Fakat bunu bazı kişiler aldılar, düşünce metoduyla eşleştirmeye çalıştılar. Bazı noktalarda da başarılı oldular fakat kuantum düşünce kendi içerisinde belli bir yerden sonra insanları tanrısallaştıran, bencilleştiren sadece sen varsın diğerleri önemli değil boşver noktasına getirip bırakan bir yol olmaya başladı. Bizim kendi yapımızda dikkat ettiğim zaman kuantum düşünce sistemi aslında peygamberlerin anlatmaya çalıştığı bir düşünce sistemi… yani aslında kuantum düşünce sistemi ya da tekniği yeni bir şey değil. 1400 yıl önce en son gelen son peygamberin de hadislerinde anlatmaya çalıştığı birçok içeriği anlatıyor. En basit bir örnek verecek olursak, her kim bir başkasının ayıbını kınar aynısını yaşamadan ölmez, bu bir hadisi şerif… Peki, buna kuantum düşünce tekniği ile bakarsak kuantum düşünce tekniği de diyor ki; yargıladığınız her olayı hayatınıza çekersiniz, işte aynı şey. Kuantum düşünceyi yeniymiş gibi paketleyip satıyorlar şu an. Ama şeyin aynı düşünce şekli, 1400 sene önce zaten anlatıldı, yargılamayın, eleştirmeyin, suçlamayın, birinin arkasından konuşup günahını almayın. Birinin arkasından konuşup günahını almak demek aslında enerji anlamındaki açıklaması da şu, onun aura alanındaki tüm negatif enerjileri kendinize çekmek demek. Bu nedenle kuantum düşünce sistemini bir bölümüne katılıyorum. Bir bölümüne de katılmıyorum. Katıldığım tarafı, yargılarımızın gözlemlerimizin, düşüncelerimizin bir şekilde bize geri döndüğü ve etrafımızı da bir şekilde bununla şekillendirdiği… Katılmadığım tarafı ise insanı tanrılaştıran, bütünden koparan ve önce sen önemlisin diyen kısmı… Buraya katılmıyorum.

Soru: Pozitif düşünce ne demektir?

Cevap: Birçok kişi uzun süre pozitif düşün, iyi düşün, iyi düşün, pozitif düşün diye sürekli sloganlar attılar ama pozitif düşüncenin zıttı da negatif düşüncedir. Binlerce kişi gördüm ben çok pozitifim deyip, beş dakika sonra hüngür hüngür ağlıyor. Pozitif olmaya çalışmayın çünkü negatifle birlikte içinizde var olur ve sizin zayıf anınızda o negatif öyle bir dışarıya çıkar ki siz bile şaşar kalırsınız. Nasıl bir duygu hali içindesiniz? Gelelim bir sonrakine, anı yakala. Anı yakala bu da birçok insan tarafından tam doğru algılanmadı çünkü gelen sorulardan onu anlıyorum. İnsanların sordukları şu; anı yakalamak ne demek? Yani gelecekle ilgili hiç mi plan yapmayacağız? Bende onlara diyorum ki; anı yakalamak boşvermek anlamında değil, umursamamak anlamında değil, eğer benim 10 gün sonra bir projem varsa veya 10 gün sonraya bir çalışmam varsa ya da ertesi güne bir işim varsa, o işimi yaparken tam konsantre olarak yapmaktır. Yani 10 gün sonraki projeyi ya da semineri hazırlayacaksak, oturup seminerle ilgili planlar niyetler yaparken, aklıma eskiden yaşadığım sorunları getirmiyorum. Yani her ne yapıyorsam ona konsantre bir şekilde işimi yapıyorum. Geleceğime niyetlenirken ya da planlarken, işimi yaparken, kitap yazarken, araba kullanırken, yemek yerken sadece onu düşünüyorum. İşte bu anda kalmaktır.

Soru: Olumlamalar ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Olumlama doğru nefes teknikleri ile yapıldığı zaman bilinçaltına bir nevi kayıt olarak işlenmeye başlıyor. Basit bir örnek, bir insana 40 gün boyunca sen delisin dersen, o insan yavaş yavaş deli olduğuna inanmaya başlayacak. İşte olumlama da o şekilde çalışır. Yani doğru nefes teknikleriyle ben sürekli kendi bilinçaltımı telkin edebilirsem, o kodu işlemeye çalışacak. Doğru nefes tekniklerini elimizden geldiğince web sitemizdeki videolarda paylaştık. Meditasyon ile ilgili düşüncem ise şu; meditasyon aslında tasavvufta tefekküre dalma denen bir sistem. Bizim inanç yapımızda adı bu. Uzak doğudaki Hindistan’daki adı da meditasyon… Meditasyon doğru yapıldığında faydalı bir şeydir. Hele de doğanın içinde yapıyorsanız, insanın ruhuna iyi gelen bir şeydir. Belirtmek isterim ki meditasyon ibadet değildir. Sadece bir rahatlama ve içe yolculukta yardımcı bir uygulamadır. Allah'a giden yol kulluktan geçer. Kul olmanın şartlarıda Kur'an da net bir şekilde yazar.

Yaptığımız seminerlerde biz meditasyonu adını değiştirip nefes çalışması yaptık. Çünkü daha çok nefes çalışması ve olumlama üzerine yapılan derin bilinçaltı kayıtları güncelleme ile çalışıyoruz.

Evet, elimden geldiğince sorularınıza cevap vermeye çalıştım ve bu noktada niyet ediyorum anlatmak istediklerim, anlatmak istediğim gibi anlaşılmış olsun. Birçok insan uyanma sürecinde ve biz bu süreçte bizler elimizden geldiğince internetteki bilgilerimizle kişilere yol yardımı yapmaya çalışıyoruz. Niyet ediyorum yaptığımız çalışmalar bu boyutta ve Allah katında da bir işimize yarasın. Teşekkür ediyorum.

Allah'a emanet olun

BÜLENT GARDİYANOĞLU KİMDİR?

2012 yılında ilk kitabı ‘Evrenin İlahi Dili-Uyanış’, 2013 yılında ‘2 Tam Bir Tek’ ve Haziran 2014 te çıkardığı ‘KADIN Olmayı Hatırlamak’ , 2015'te çıkardığı "Her Şey Hakikati Görmekle Başlar",2016 yılında "Mucize Şifa" , 2017 yılında "Her Güne Mesajın Var" ve 2018'de "Gönül Gözü" kitapları yazarı, 19 Mayıs Kıbrıs doğumlu Bülent Gardiyanoğlu ilk, orta ve lise öğrenimini Kıbrıs’ta tamamlamıştır.

İstanbul Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Ana Bilim Sanat Dalı Bölümü’nü İnternet’e Bağlanabilen Buzdolabı projesi ile tamamlamıştır.

Bir çok özel sektör firmaları ile projeler üzerinde çalışmalar yapmıştır.

Hayatında yaşadığı iniş çıkışlar ve sıkıntılı dönemlerden sonra bunları neden yaşadığını araştırmak ve kendini bulmak için çeşitli kişisel gelişim eğitimleri almıştır.

Aldığı eğitimleri hayatına uyguladıkça değişimleri fark etmiş ve kendi geliştirdiği teknikleri çevresindeki insanlar ile paylaşmaya başlamıştır.

Aldığı eğitimleri hayatına uyguladıkça değişimleri fark etmiş ve kendi geliştirdiği teknikleri çevresindeki insanlar ile paylaşmaya başlamıştır.

İki yüzden fazla canlı yayına katılmış, binlerce kişiyle bire bir seanslar yapmış ve üç yüz bin den fazla kişiye uluslararası birçok ülkede seminerler vermiştir. Brüksel, Türkiye, Almanya, Avusturya, Hollanda, Fransa, İsviçre, Fas ve Kuzey Kıbrıs’ta seminer ve atölye çalışmalarına devam etmektedir.

Detaylı bilgileri internet sayfamızdan temin edebilirsiniz. https://nefes21.com/

Kitaplarımız Ve Daha Fazlası İçin: https://nefes21.com/books

Diğer Sosyal Ağlar:

https://www.instagram.com/bgardiyanoglu/

https://www.facebook.com/bgardiyanoglu

https://twitter.com/bgardiyanoglu

Sevgiyle paylaşın

Yorumlar19 Yorum
Aysu Bayaz

Aysu Bayaz

2018-02-28T03:20:45.000+03:00

"içerisindeyim" özür dilerim hatalı yazmışım...

Aysu Bayaz

Aysu Bayaz

2018-02-28T03:17:50.000+03:00

Değerli Bülent Hocam,sizi tanımanın huzuru ve mutluluğu içerindeyim,gerçekten o kadar güzel anlatımınız varki zorlanmadan anlayabiliyoruz,tüm sorularımın cevaplarını bulmanın güveni içerisindeyim...Geç mi tanıdım sizi bilmiyorum,Geçte olsa kısmetim bu günmüş..Bilgilerinizi özümseyerek öğrenme yoluna girdim...Herkese içinde bana da şifa olması niyetiyle...En kalbi sevgi ve saygılarımla...

gokselCanayakın

gokselCanayakın

2018-01-11T02:57:07.000+03:00

Hocam ilahi düzenin akışınina ınanıp teslim olmak kabule geçip plan programdan arınmak kendimizi kendimizi gelecegimizi Allaha emanet etmeyi anlıyorum dahaçok röprtajdan ama An da olmak konusunda o an yaptığınız işe odaklanmak ve plan proje varsa onun üzerinde odaklanma yoğunlaşma ilahi akışa zorlama olmazmı?

Guzin Uguz

Guzin Uguz

2017-08-29T01:48:15.000+03:00

sorularda cevaplarda çok güzel iyiki sizi tanıdım hayatım değişti şükürler olsun rabbim allah'a emanet olun.

büşra şimşek

büşra şimşek

2017-08-28T23:32:32.000+03:00

Rabbim razı olsun inşaallah

kamile bodur

kamile bodur

2016-10-27T11:17:37.000+03:00

Allah razı olsun hocam.cok istifade ediyoruz.niyet ediyorum hissedim,yasayip,idrak edebilmeye.

Havva Kenarlı

Havva Kenarlı

2016-10-19T10:40:57.000+03:00

çok istifade ediyorum bilgilerinizden çevremlede paylaşıyorum...Allah vakti gelince ihtiyacına göre insanlar çıkarıyor karşısına...siz benim için onlardan birisiniz...selam ve dua ile

Fazilet Ormantepe

Fazilet Ormantepe

2016-10-08T06:39:22.000+03:00

Amin Allah razı olsun Allah sizin gibi birini yetiştiren ailenizden razı olsun ben de çok şükür maneviyatı güçlü bir ailede büyüdüm Allah hepimize kalp gözümüzü açabilmeyi nasipetsin saygılar

Gülsen YILMAZ

Gülsen YILMAZ

2016-10-07T09:48:50.000+03:00

Cok guzel Allah razi olsun cumlemize şifa olsun.

Sever şeb

Sever şeb

2016-10-06T14:18:07.000+03:00

Teşekkürler Bülent bey. Allah razı olsun

Ayse Aysem Can Byk

Ayse Aysem Can Byk

2016-10-06T13:29:27.000+03:00

bereketli olsun...

Ayse Aysem Can Byk

Ayse Aysem Can Byk

2016-10-06T13:27:28.000+03:00

Gönlunüze hürmet Ilminiz Baki,kelaminiz kavi,ömrünüz Bereletli olsun iyi ki varsiniz Sevgilerimle...

Nihal kaya

Nihal kaya

2016-10-06T08:27:52.000+03:00

Çok güzel di Allah razı olsun

Hatice Sancar

Hatice Sancar

2016-10-05T19:36:51.000+03:00

Bülent bey Allah sizden razı olsun . Kuantum düşünceyi İslami düşünce ile açıklamanız bir Harika. Ancak size kaç defa soru yollardım fakat cevap alamadım beni çok düşündüren şey müslümanlar arasındaki bu savaşlar herhalde sahabe efendilerimizin yaptıkları savaştan itibaren devam ediyor. Bunun için ne düşünüyorsunuz ? Şimdi insanların hayrına. Ne yapabiliriz? E-mail yollasanız naçizane çok mutlu olacağım Rabbim size hayırlı mutlu bolluk içinde uzun bir ömür versin Allah a emanet olun

Türkan Aslaner

Türkan Aslaner

2016-10-05T16:51:28.000+03:00

cok teşekkür ederim. Allah razi olsun.

Tijen

Tijen

2016-10-05T14:22:16.000+03:00

Bülent bey Allah sizden razı olsun bize güzel iyi fikirler veriyorsun kendimizi bulmamizda yardımcı oluyorsun Allah sizden razı olsun tesekur ederim

imran batur

imran batur

2016-10-05T12:54:44.000+03:00

Bülent bey sizden Allah razı olsun...Bir kula bundan daha güzel bir minnet sözcüğü varmı bilmiyorum. Rabbim çıktığınız yolda muvaffak eylesin sizi bizi de nasiplenenlerden eylesin sevgiyle yaşayın.

Aydin

Aydin

2016-10-05T11:30:42.000+03:00

çk güzel

Nevin çelik

Nevin çelik

2016-10-05T11:07:14.000+03:00

Allah razi olsun hocam çok çok teşekkür ederim size. bize çok emeğiniz var sizde bize hakkınızi helal edin lütfen bu yazınız bana ve bütüne şifa olsun inşaallah sizin gibi insanların sayısını cogaltsin Rabbim. Her daim Rabbim yar ve yardımcınız olsun hayırlı nurlu güzel günler dilerim

Yorum yapmak için giriş yapınız.

Paylaşım Ligi

NefesAkçe kazanmak için siz de paylaşım ligini inceleyin!

En Yakın Etkinlikler

ICF Onaylı Profesyonel Koçluk Eğitimleri 2019

2019 Yılı ICF Onaylı Profesyonel Koçluk Eğitimlerimiz

Bireysel Seans Almak İstiyorum

Bireysel görüşme talebi için telefon numaramız: 0542 441 8341

Her zaman

Bütüne Hizmet Etme Vaktinizin Geldiğine İnanıyorsanız, Bu Videoyu Mutlaka İzleyin

25 Mayıs 2019
Olumlama Kartları
Farkındalık ve Arınma Kartları

Her ne yaptıysanız size geri geliyor! Sizi teğet geçerse, evladınıza geliyor... Bu nedenle arınmanız, temizlenmeniz şart… ‘KADIN’ Olmayı Hatırlamak Kitabı

“Allah’ım içinde bulunduğum durumun herkesin en yüce hayrına şifalanmasına niyet ediyorum.” "Mucize Şifa" Kitabı

Danışmanlık

Tümünü Gör

Kitaplar

  • Herşey Hakikati Görmekle Başlar

  • 2 Tam BİR Tek

  • Evrenin İlahi Dili ‘Uyanış’

  • Kadın Olmayı Hatırlamak

E-Bültene Abone Olun

Arkadaşını Davet Et, İndirim Kazan!

Arkadaş Davet Et