BEN BEDENDEN İBARETİM!

Utanacaksın! Rezil seni!

BEN BEDENDEN İBARETİM!

Yazmam lazım çünkü yazmak benim için şifaymış bunu anladım. Size iletmem gereken artık taşıyamadığım cümlelerim var. Açık açık da yazıyorum olabildiğince. Üzülmeyin yaşadım bitti ama bu olay benim hayatımda nelere sebep oldu, hangi düşünce, duygu, davranış ve inançlara sebep oldu anlatmak istediğim bu. Yani tacizin hayatım üzerindeki etkileri.

Yaşadığım hayatı idrak etmeye çalışarak bütün geçmişimi tarıyorum. Eşimi nasıl seçtiğimi buldum. Eski eşim güçlü kuvvetli biraz da sert biriydi. Bu özelliklere sahip olması avantajdı  benim için. Beni daha rahat koruyabilirdi. Hatta sert olması daha da iyiydi. O yanımda olursa kimse bana zarar veremezdi. Hatta sırf bu yüzden lise aşkımı da neden bıraktığımı anladım. Çünkü bilmeden aradığım kriterler onda yoktu. Aşk mı? O önceliğim değildi düşmüştüm canımın derdine.

Bu satırları yazarken nefsim bana neler söylüyor bakın:

-Ne gerek var da yazıyorsun bunları?

-Ancak işin gücün ortalığı karıştırmak, hep yaptığın gibi.

-Çocukların var.

-Ne düşünecek insanlar?

-Bu saatten sonra bırak uğraşma!

-Yargılayacaklar seni!

-Utanacaksın! Rezil!

Yoo nefsim dur orada. Yaşadığım olayı hafife alamazsın. Küçümseyemezsin. Sanki boş yere yaygara kopartıyorum gibi davranamazsın. Buna hakkın yok. Dur artık!

Nefsim yaşadığımın o kadar da büyük bir olay olmadığını, daha beterlerini  insanların yaşadığını söylüyordu  bana. Küçümser gibiydi yaşadıklarımı. Sanki bir avuç suda fırtına koparttığımı söylüyordu. Evet daha kötüleri var biliyorum. Ama bu benim yaşadığımı küçük gösterir mi? Etkisini azaltır mı?

Bana bunları söyleyenin nefsim olduğunu anlasaydım eğer her şey daha farklı olabilirdi tabii. Belki daha erken uyanırdım ama zaman şimdiymiş demek ki.

Eşimle 17 yaşımda  tanıştıktan sonra uzunca bir arkadaşlığımız oldu. Ve evlenmeden önce onunla birlikte olduk. Aslında hele o dönemde ve benim aile yapım düşünülecek olursa bu yaptığım kendime o kadar aykırı bir hareketti ki. O kadar özüme tersti ki. Ama yine de hayır diyemedim.

Eşimden ayrıldıktan sonra hayatıma giren erkekler oldu. Hep cinsellik öndeydi. Yatak yüreğin önündeydi hep. Neden?

Çünkü hiç  hazır olmadığım bir dönemde, 9 yaşımda  kendimle ilgili farkına vardırıldığım ilk şey bedenim oldu. O küçücük bedenime benim iznim olmadan dokunuldu. Ellendi. Öpüldü dudaklarım.

Ben bedenden ibaret bir canlıydım sadece. Hazdım ben. Haz! Bedenle başlamıştı kendime yolculuğum. Ruhum ve yüreğim yoktu. İlk öğrendiğim buydu  benim kendimle ilgili. Bu nedenle bedenimi sevemedim. Kendimi sevemedim. Beğenemedim. Kendimle barış içinde olamadım hiç.

İlk adet olduğum yıllarda o kadar şiddetli sancılar çekerdim ki yatak döşek yatardım. Bu bana benden izinsiz hissettirilen kadınlığımın reddi değildi de neydi Allah aşkına? Ancak anne olunca azaldı sancılarım. Hatırlıyorum da saç derilerimde nasıl kepekler olurdu, kepek denemez ki ona ,egzamaymış meğer onlar ,tabaka tabaka kalkardı saç derilerim. İsyan vardı sanki içimde. Vardı vardı da ben habersizdim.

Bitti mi? Bitmedi.

İş hayatıma ilk başladığımda da beni rahatsız eden bir adamla çalışmak zorunda kaldım. Hadi o zaman çocuktum karşı çıkamadım. Anladım. Ya sonra? Yetişkindim o zaman. Neden ortalığı ayağa kaldıramadım? Ah nasıl kızmışım kendime yıllarca.

Ama

İlk maruz kaldığımda kalkamayan çocuk elim mi tuttu yetişkin elimi?

İlk maruz kaldığımda çıkamayan çocuk sesim mi kesti yetişkin sesimi? 

Yoksa kurban mı olmayı öğrenmiştim?

Çaresizliği mi öğrenmiştim ki yetişkin olmama rağmen yıkamadım ortalığı?

Sanırım evet. Kısa bir süre önce Rehber koçum sağolsun bana bir çalışma yaptırdı. Ve o taciz anına gidip o eli kaldırmama yardım etti. Ama çok zorlandım, yapamayacağım sandım. Boynu bükük çaresiz bir çocuktum orada. Onun yardımınla kaldırdım elimi de başardım bunu. Yani içimdeki saat sanki o anda ,o odada durmuş ve içimdeki ben de o  çaresiz halimle, o kalkamayan elimle  öylece kala kalmıştım sanki. İpek bilinçaltında bu şekilde kalmıştı. Benim kendime bakışım buydu. Ve bu bakışla yaşamıştım geri kalan hayatımı. Kurban bilinciyle.

Ta ki Nefes21 Akademi eğitimine katılana ve bu farkındalığa sahip olana kadar. Şimdi farkediyorum ki:

Benim bir ruhum var.

Benim bir yüreğim var.

Benim bir bedenim var barışmak zorunda olduğum, bana hediye olarak verilen.

Kadınlığım var kabullenmem gereken.

Sonra sevilebileceğime dair inanç kırıntıları oluşmaya başladı kalbimde yavaş yavaş. İnanmak çok zor oluyordu ama. İnanamıyordum sevildiğime. Beni kim sever ki? İlle bedensel  bir temas olması lazım ki biraz hissedeyim sevgiyi. Ve çokça duymam. Ama yine de kalbim hiç emin olamadı sevildiğinden. Çünkü ben kendimi sevmeden başkasının beni sevdiğine inanabilir miydim?

Asla hayal kuramazdım.

-Hadi hayal et!

-Yok olmuyor zifir karanlık.

-Allah Allah iste bir şeyler hiç mi istediğin bir şey yok.

-Yok istemem.

-E herkesin oluyor senin neden olmasın?

-Onların olur. BENİM olmaz.

-Neden?

-Layık değilim. İstemeye hakkım yok.

Zorla hayal kurmayı öğretiyorum kendime. Ben de layık olmalıyım güzelliklere. İnanabilmek istiyorum buna yürekten. Ama farkındalıkla beraber başladı yavaş yavaş. Önce söylemeye ,sonra minik minik gözüme gelmeye. Zaman alıyor biraz. Güleceksiniz bana, gülün gülün. Hayallerimin resmini çıkardım, üzerine de vesikalık resmimi kestim yapıştırdım. Koydum karşıma. Zorla kuracaksın bu hayali dedim kendime, inanmak zorundasın bunlara . Vazgeçemezsin kendinden, Rabbinden.Hakkın yok buna.

O olay mahvetmedi hayatımı. Çünkü insan o kadar güçlü ki! Ama o olay sonrası bilmeden, farketmeden kendime yaşattıklarım, öfkem, kızgınlığım, isyanım, hırsım, kibrim, bilinçaltıma yaptığım kayıtlarım, inançlarım yook mahvetmedi ama çok zorladı. Ama Rabbim ne kadar güç vermiş bana. Şimdi bu noktadan geçmişime baktığım zaman daha iyi anlıyorum. Ki yuva kurdum, anne oldum, çalıştım, yaşadım daha ne olsun. Gülebildim bile o fırtınaların arasında. İçimdeki  fırtınalarım, bilmediğim yol arkadaşım olmuş hep. Ama artık o fırtınaları arkama alma zamanı geldi. Dolsun yelkenler...

İPEK BÖCEĞİ

 

 

 

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için Telegram kanalımıza katılın!