Bayramlık

Biz çocuklarla anlaşmıştık benim kıyafetim pembeli olmalıydı. Anneme" bu olmaz pembe olmalı değiştirelim" deyince annemde şaşırdı. Aslında tamda benim istediğim gibiydi. Fırfırlı bir etek ve üstüne çok güzel bir bluz. Ama rengi tutmuyordu işte. Ben olmaz dedikçe annem anlatıyor o anlattıkça ben olmaz diyordum. Ya ben arkadaşlarım pembe kıyafetleriyle dolaşırken nasıl mavi giyerdim. 

Bayramlık

8-9 yaşlarımdayım. O zamanlar babanemlerle aynı bahçedeki 2 göz evimizde yaşıyoruz. Bahçesi kocaman ve meyve ağaçlarıyla kaplı. Bahçe duvarı olan yerler sık ayva ağaçları bahçenin içi erik, armut , kirazla dolu. Mahallenin çocuklarıyla yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez. Sabahtan akşama kadar bir o bahçede bir bu bahçede oynar, canımızın istediği meyveden dalından koparır yer, istediğimiz bahçenin çeşmesinden su içer, nerde acıkırsak o evin annesinden ister orda karnımızı doyururduk. Oyunlarımız, kavgalarımız hep bir aradaydı.Nasıl olmasın? Çoğumuzun babaneleri bile aynı mahalledeydi ve onların komşulukları uzun senelere dayanıyordu. Düğünlerde, bayramlarda çok önemliydi. Hele bayramlar. 
O senenin kurban bayramında mahallenin çocuklarıyla anlaştık.Kızlar pembeli , erkekler mavili kıyafet giyecek diye. Hatta bazımız annelerine kıyafetlerini  ona göre aldırmıştı. Ben tam anneme söyliyeceğim sırada bir baktım ki benim kıyafet alınmış. Alınmış alınmışta rengi tutmuyor. O zamanlarda yeni kıyafetler  bayram öncesi kurulan pazardan alınır pekte öyle değişim falan istemezdik. Çünkü zaten ya bayramda yada çok yakın birinin düğününde alındığı için giysiler bize hepsi çok güzel gelirdi.
Ama bu sefer öyle değildi. Biz çocuklarla anlaşmıştık benim kıyafetim pembeli olmalıydı. Anneme" bu olmaz pembe olmalı değiştirelim" deyince annemde şaşırdı. Aslında tamda benim istediğim gibiydi. Fırfırlı bir etek ve üstüne çok güzel bir bluz. Ama rengi tutmuyordu işte. Ben olmaz dedikçe annem anlatıyor o anlattıkça ben olmaz diyordum. Ya ben arkadaşlarım pembe kıyafetleriyle dolaşırken nasıl mavi giyerdim. 
Anneminde işi başından aşmış. Bayrama girilen hafta evler içinde bir temizlik seferberliği başlar evin içi dışı boyanır camlar silinir , bahçe düzenlenir, baklavalar hazırlanırdı. Bir o eve toplanıp yardım edilir bir diğer eve. Nasıl bir karmaşa bende o karmaşada tutturdukça tutturdum Pembe elbise pembe elbise.
Canım annem o kadar işin arasında sabırla herseferinde anlatıyor ama ben bir türlü kabul edemiyordum. Artık arefe günü gelmişti ben nerdeyse 2 gündür 3 öğün ağlıyordum. Artık ümidimin kalmadığını düşündüğüm anda annem çarşıya giderken giydiği ince hırkasını giymiş, başörtüsünüde takmış yanıma geldi. Hadi yüzünü yıkada çarşıya gidip dükkandan sana pembeli elbise bakalım dedi. Hemde arkadaşlarımın yanında. Öyle sevinmiştimki etekleri zil çalmak deyimini duyunca hala o an gelir aklıma. Hemen gittim yüzümü yıkadım annemin yanına koştum. Annemde bende hızıma şaşırdık. Yolda giderken annem mahallede bir pembe havası estiğinden diğer annelerin konuşmaları ile haberdar olduğundan bahsetti. Bayramlık kıyafetlerin rengi tutmayanlarda nerdeyse bizim evin halleri yaşanmış. Hiç susmadım neredeyse yol boyunca. Kendimce ürettiğim şarkılar gülüşmelerle vardık dükkana. Hemde giysi dükkanına. Nadiren bu dükkandan yapardık alışverişi. Çünkü pazarın 2 ila 3 katıydı fiyatları. İçeri girer girmez Taner abi muzipçe gülümseyen bir yüzle karşıladı bizi. Bana dönüp pembe elbisemi? deyince çok şaşırmıştım. Tabii bizim oraların tek giysi dükkanı olunca mahalleden çocuklarda ordan alışverişe gelmişler ve anneleride durumu anlatmışlar. Annemde evet Taner evet. Sen bize göster bakalım pembe hangi elbiselerin var deyince Taner abi içerden bana uyabilecek çeşit çeşit elbise getirdi. Hepsi çok güzeldi de benim aklım içeri gireken gördüğüm camekandaki elbisedeydi. Biraz utanarak anneme elbiseyi işaret ettim annemde onu vitrinden indirtti. Tam üstüme uygun tek parça dönünce uçaşacak kadar fırfırlı askılı çiçekli bir elbise. Nasılda güzeldi. Üstümden çıkartmak istemedim. Ama daha bayram gelmemişti. 1 gün sabretmeliydim. İstemeye istemeye çıkardım. Poşete koyuldu ve dükkandan çıktık. Annem kapının önüne geldiğimizde dediki bu pembe elbiseye mavi ayakkabı olmaz dimi? hadi ayakkabıda bakalım. Bakalım Bulabikecekmiyiz elbisene uygun bişey diyince ben kulaklarıma inanamadım. Annemi öpücüklere boğduğumu hatırlıyorum. Hayatımın o zamana kadar yaşantısının en güzel anı. 

Ayakkabılar, elbisem ve çoraplarım tabiki başucumda. 
Birde bayramdan bir gece önce ailenin kadınları  hem kendilerine hemde çocuklarının ellerine kınalar yakar ellerini bezle sarıp sabaha kadar o kınayla uyurlardı. O arefe akşamı babanem yaktı kınalarımızı hemde avuç içimize .Yuvarlak. Diğer parmaklarımız üstten başlayıp yarıya kadar olucak şekilde en özenlisinden. 
O kınalarla uyumak maharet işidir. Öyle heryere koyamazsın elini. Ya açılırsa. Mazallah her yer kına olur. Tabii sabahta istediğimiz gibi tutmaz boşu boşuna bekletmiş olurduk. O yüzden o kına sarılı el özenle çok değmiycek bir yere konsada uyuduktan sonra her yere gidebilirdi. 
Bir arefe akşamı daha pesmet yapılıp dağıtılması ile başlayıp duaların edilmesiyle devam edip kınalı ellerle sona ermişti. 
Yanımda asılı elbisemle uykuya dalmaya kendimi zorlasamda uzun bir süre içimdeki sevinç buna izin vermedi. Sık sıkta uyanmamı sağladı ama sabah için her uyanmam erkendi. 
Artık bitap düştüğüm andan sonra uykuya daldığımdan çok şükür sabahta olmuştu. İlk önce koşarak kınalarımı bahçedeki çeşmede yıkadım. Nasılda güzel olmuştu. Kırmızıya yakın kına rengi. Tam istenen. Ve mis gibi bir koku. Zaten büyüklerimiz de aaa kınalarına bakayım ne güzel olmuş getirde kokayım derler   böylece bizim kınalı ellerimizden öperlerdi. 
Daha kimse uyanmamıştı. Ama ben gidip kıyafetimi giydim çorabımıda ve tabiki ayakkabımı. Saçımada tokamı takınca bayrama hazırdım. Hazırdım hazırdım da niye kalkmadı bu annemle babam derken evde bayram namazı telaşı başladı. Beni gören ooo erkencisin giymişsin bayramlıklarını kınalarında çok güzel tutmuş diyerek sevinçle utancı bir arada yaşatıyorlardı bana. 
Bayram sabahı evin erkeklerinin namazdan gelmesi zor beklenir onların gelişleriyle sofraya oturuşumuzun o kısa zaman dilimi arasında  mahalle çocukları posta posta çoğunlukla ilk önce mahallenin başında oturan Sultan ablanın elini öpmeye giderdi. Çünkü çok güzel mendillere sarılı harçlıkla, çikolata ikramımız herbir çocuk için hazırdı. Gümüş tepside getirir al bu senin al bu senin diyerek herbirimize verirdi. 
İşte o kahvaltıya oturmadan önceki arada  yine koşarak gittik ve harçlıklarmızı aldık. Buluşabildiğimiz arkadaşlarımda pembeliydi bayramlıkları. Bir çiçek demeti şeklinde koşturuyorduk. Mahallenin çocuklarıyla bir araya geldiğimizde tam bir şenlik, bayram havasını içimize çekebiliyorduk. İlk önce evden başlayan bayramlaşmalar sonradan tüm evlerin tek tek dolaşılıp elimizdeki torbalara şeker toplanmasıyla devam eder. Birarada olduğumuz zamanlarda şekerlerimizi birleştirip yerdik. Günün bayram edilmesinin en güzel tanımı. 
Şimdi bu zamandan o bayramlara baktığımda kına kokusuyla karışık şeker tadında sevinç gelir kalbimi ziyaret eder. 
O zamanlar bizim için aynı kıyafeti giymek eyvah pişti oldunun yanlızlığı değil birlik olmanın dolaylı ve en güzel anlatımıydı. Tamda annelerimizden babalarımızdan gördüğümüz yardımlaşmanın çocukca yansıması. Birbirimizle artan sevinçlerimizin görüntüsü. 
Pembe elbisem ve benim hatıralarımdaki bayram oluşun ifadesi. 
Büyüklerimin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim efendim. 

Herkese iyi bayramlar dilerim.