Ağlamaklı Tebessüm

Ağlamaklı Tebessüm

O yaşadığın her ne ise dedim kendime,

Yeni mi sanki?

Baktım o duyguya.

Öyle de eskimiş,

Kenara bırakılmış,

Yırtık bir kumaş parçası sanki.

Gözlerin sızlarken boğazından akanı bilir misin?

Hangi savunmasız halin canlanır gözünde?

Hangi yanık resmin hatırında?

Koy adını.

Bil,

Hisset,

Bas bağrına.

İç çayını,

Gönder Uzay’a.

 

Adına ağlamaklı tebessüm dediğim şiirimsi kendisi. Benim bakış açıma göre; ağlamak reddedilesi bir durum değildir. Ağlayabilmek güçlü kılar insanı, sonu ferahtır zira. Ayağa kalkacağının ilk işaretidir. Gülmenin kıymetini bilmeyi öğretir. Kalp yumuşaklığını gösterir. Güzel şeydir ağlamak, ağlayabilmek ise nimet.

Benim çocukluğumda ağlamak, büyükler için mızmızlık etmek manasına geliyordu. İstediğini yaptırmak için ağlıyor, önemsemeye gerek yok gibi. Ya da dikkat çekmek için ağlıyor işte çocuk. Bu bana zamanla yalnız ağlamayı öğretti. Ağlamayı terk etmeyi değil. Odamı sevmeyi. Özgürlüğümü ilan ettiğim zamanı. Bilirdim ki kalabalıklar içinde gülüyor olacaktım. Gülmenin tadına varmayı biliyordum. Önceleri büyüklerin çocuklara olan yanlış tavırlarına fazlasıyla üzülüyor olsam da, şimdilerde teşekkür etmekten keyif alıyorum. Her bir davranışın karakterimize bulaştırdığı olumlu yanını görebiliyor olmak, salıncakta şarkılar söylerken sallanmak gibi. İyiliklere odaklandığında, ebeveyn kalbinin içindeki çocuğu görerek, şefkatle bakabileceğini öğrenmiş olmak ormanda kuş sesleri içinde yürümek gibi.

Eleştirmek ne kolay mesele, öğretilmiş olanı kabul edip yola devam ediyor olmak ne kolay yol, isyankarlığı seçmek ne kadar basitmiş. Hayatımızda hep ‘ah be farklı olabilirdi ama değil işte’ diye hayıflanmak, zor yaşadığımızı düşündüğümüz bu hayatta meğer en kolayıymış. Bundandır bas bağrına, iç çayını, gönder diyorum. Kalbini nasıl onarabilirsin buna odaklanmak, sence de iyi değil mi; hep kırık bir kalple dolaşmaktan. Kırık bir kalp, yumuşadığında bütüne sevgi olur, akar zira.

Annem şöyle söylerdi hep; her şey yalan söyleyebilir sana yavrum, kendin kendine bile. Tek yalan söylemeyen şey vicdanındır. Annemin vicdan diye adlandırdığı ilahi sesti galiba. Vicdan doğru olanı anlık bile olsa söyler, onu duyabilmeye gönüllü olmak mesele.

Tamamen karşılıksız yaptığımız bir iyiliğin vicdan rahatlığı veya mutluluğu başka nerede vardır ki? Hiç tanımadığımız birinin ufak bir tebessümü bütün günümüzü canlı tutabilir bazen, doğru mu?

Bugünden itibaren neler yapmak istiyorum bu hayatta soralım mı kendimize? İçimizi kavuran egoyu bir kenara bırakabilmek nasıl olurdu? Bütüne faydalı olmak fikri kulağa nasıl geliyor? Kalbe nasıl geliyor? Çocukluğundan gelen, önüne engel olduğunu düşündüğün, adını koyduğun o hissi sevgiyle kucaklayıp, çayını yudumlarken kolaylıkla beyaza boyayarak göndermeye gönüllü olalım mı? Giden duygunun yerini güzelliklerle doldurmak üzere koyulalım mı yola?

O zaman ICF Türkiye şarkısı olan, Hayatın İpucunun sıcaklığı sarar içimi J Linkini sevgiyle bırakıyorum:

 https://www.youtube.com/watch?v=5L-Ynoq6Dec&feature=youtu.be

 

Bu çok keyifli şarkı için emeği geçen herkese teşekkür ederim.

 

Ebedi sevgi ve dua ile.